Recep Garip

www.recepgarip.com

Zamanın hanesine yeni bir yıl eklenmiş olsa da bu değişim bazen insanın içinde beklediği karşılığı bulmuyor. Takvim yaprakları değişiyor, rakamlar yenileniyor; fakat dünyanın yükü yerinde duruyor. Yeryüzünün dört bir yanında açlıklar, savaşlar, sürgünler, yoksulluklar ve gözyaşları eksilmiyor. Kışın ortasında evsiz kalan insanlar, bombaların altında büyüyen çocuklar, haksızlıkların gölgesinde yaşamaya çalışan milyonlar hâlâ aynı gökyüzüne bakıyor.

Image

Her yeni yılın eşiğinde insan ister istemez umutlanıyor. Yeni bir günün, yeni bir güneşin ve yeni başlangıçların daha güzel şeyler getireceğini düşünüyor. Hakkın üstün tutulduğu, adaletin yeniden ayağa kalktığı, insanın insanca yaşadığı günleri hayal ediyor. Sofralarımıza bereketin, evlerimize huzurun, şehirlerimize güvenin ve gönüllerimize esenliğin yerleşmesini arzuluyor. Fakat hayatın gerçekleri, çoğu zaman hayallerimizin önüne sert duvarlar örüyor.

Yine de insanı ayakta tutan şey, umudun kolay kolay tükenmemesidir. Çünkü her sabah, bütün yorgunluklara rağmen yeniden doğmaktadır. Baharın toprağın altında sessizce hazırlık yapması gibi, hayat da görünmeyen yerlerde kendini yenilemektedir. Çiçeklerin tomurcuklanması, ağaçların yeşermesi, vadilerin ve ovaların yeniden canlanması bunun en güzel işaretleridir.

Güneş henüz doğmadan başlayan bir hareket vardır yeryüzünde. Evlerin ışıkları yanar, yollar canlanır, insanlar işlerine koyulur. Kuşlar yuvalarından çıkar, gökyüzünde görünmez bir ahenk kurarlar. Onların kanat seslerinde, sabahın serinliğinde ve seherin sessizliğinde insana anlatılan büyük bir sır vardır. Her doğuş yeni bir başlangıç, her sabah, hayatın yeniden kurulmasıdır.

İnsan da böyledir; her gün yeniden doğma imkânına sahiptir. Dün yaptığı yanlışlardan, ihmallerinden ve yorgunluklarından sıyrılarak yeni bir başlangıç yapabilir. Asıl olan budur: Dirilmek, ayağa kalkmak, yürümek ve güne doğru açılmak...

İnsanın yaşı ilerledikçe, geçmiş günlerini beyhude bir özlemle yâd etmek ya da sadece pişmanlıklar içinde boğulmak yerine, gelecek günlerini daha anlamlı, kaliteli ve fıtrata uygun yaşama çabasını daha çok önemsiyor. Elbette geçmiş onlarca yılın hesabını, kitabını unutuyor değildir. Yaptığı kusurlara, ayıplara, suç ve günahlara dair pişmanlıkları her geçen gün daha da derinleşiyor. Fakat insan, içten içe ve içten dışa doğru kendini iyileştirmek için olanca direnciyle dosdoğru olmaya özen gösteriyor. Fıtratın gereği olan o ezeli ahitleşmeyi daha sıklıkla hatırlıyor. Böylece yapıp ettikleri, tercihleri ve ortaya koyduğu duruş her geçen gün daha bir belirginlik kazanıyor.

Buna karşılık unutmak ve gaflete düşmek, insanı yavaş yavaş tüketir. İnsan bazen suyu bulduğunu zannederken serabın peşinden gidebilir. Hakikati gördüğünü düşünürken aldanışların içinde kaybolabilir. Bu yüzden basiret yalnız gözle görmek değil, gönülle de görebilmektir; görünenin ardındaki hakikati fark edebilmektir.

Seher vakitlerinin insan ruhunda bıraktığı tesir bundan dolayı farklıdır. O saatlerde dünya henüz kalabalıkların gürültüsüne teslim olmamıştır. Gökyüzü daha berrak, hava daha temiz, düşünce daha durudur. İnsan kendisini; Rabbine, özüne ve eşyaya daha yakın hisseder. Sanki bütün varlık yeniden yaratılıyormuş gibi bir tazelik hissi kaplar içini.

Doğuşu kaçıran insan yalnız bir vakti değil, birçok nimeti de kaçırır. Sabahın diriliğini, sessizliğini, dinginliğini ve bereketini göremez. Kuşların ilk kanat çırpışlarını, günün ilk ışıklarının yeryüzüne düşüşünü, gecenin karanlığından sıyrılan hayatın yeniden canlanışını fark edemez.

Bunun yerine hayatın daha kaba sesleri karşılar onu. Seherin zarif ikramlarından mahrum kalan kulaklar, başka seslere teslim olur. Oysa sabahın ilk saatlerinde horozların ötüşü, serçelerin cıvıltısı, kumruların sesi ve rüzgârın ağaç dallarındaki dolaşımı birer rahmet habercisidir.

İnsan uyanmaya hazır olduğunda yalnız kendisi değişmez; bakışı da değişir. Aynı ağaç başka görünür, aynı gökyüzü başka anlam taşır. Bir çiçeğin açışı, bir kelebeğin kanadı, bir yaprağın rüzgârla salınışı sıradan olmaktan çıkar. Varlık âdeta konuşmaya başlar.

Çünkü hayat karşılıklı bir yankıdır. Baktığında yalnız sen bakmazsın; baktığın şey de sana yönelir. Dokunduğunda yalnız sen dokunmazsın; dokunduğun şey de sende bir iz bırakır. Seslendiğinde yalnız sen konuşmazsın; hayat da sana cevap verir. İnsan farkında olsun ya da olmasın, bütün varlıkla sürekli bir alışveriş içindedir.

Bu yüzden bakışlarımızı, sözlerimizi, dokunuşlarımızı ve hislerimizi korumalıyız. Çünkü her şey bize bir emaneti hatırlatır. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, attığımız her adım, aldığımız her nefes ve bize verilen her nimet; hayatın rastgele değil, emanet üzerine kurulduğunu gösterir.

Bazen bir ağaca uzun uzun bakarız. Bazen bulutların ardından geçip giden hayallere dalarız. Uzaklardan gelen bir ses, çocukluğumuzdan kalmış bir hatırayı uyandırır. Bir kartalın gökyüzündeki süzülüşü, bir dalganın kıyıya vuruşu yahut rüzgârın taşıdığı bir koku bizi yıllar öncesine götürür. Yıllar yolları, yollar anıları getirip gözlerimizin önünde bir film sahnesine dönüştürüverir. Bu durum, nice tefekkürün, tedebbürün ve tevekkülün asli hüviyetinin ne kadar aziz, ne kadar asil ve ne kadar kıymetli olduğunu gösterir. Bunu gördüğünüzde geriye yaslanıp bir yudum çayınızdan huzurla yudumlayabilirsiniz.

Tefekkür, tedebbür ve tevekkül demişken şu hususun altını çizmekte yarar görmekteyim: Tefekkür bizi dünle ve âlemle tanıştırır. Tedebbür, bugünün içindeki yarını ve akıbeti fısıldar. Tevekkül ise tüm bu muhasebenin sonunda ruhu emniyete alır. Bu üç kapıdan geçmeyen insan, zamanın içinde sadece yaşlanır. Oysa bu eşikleri aşan tefekkür ehli, zamanın ötesine geçerek yaşar. İşte o an anlarız ki, hayat sadece geçip giden anların toplamı değil, bizzat kendimizi fıtratın aynasında seyretme sanatıdır.

İnsan işte o an anlar: Hayat yalnız yaşanılan zaman değildir, hayat, hissedilen zamandır. Ve her seher vakti, yeniden doğmak isteyenlere açık bırakılmış ilahi bir kapıdır.

www.recepgarip.com
www.recepgarip.com
#Köşe Yazısı

Köşe Yazarı

Recep Garip

Yorumlar 0

Giriş yap — yorum yapmak için