
Bugün CHP içinde yaşananlara baktığımızda bu soru artık sıradan bir siyasi kulis sorusu olmaktan çıkmıştır. Özgür Özel kiminle hareket ediyor? Neden Ekrem İmamoğlu olmadan bir şey yapamıyor? Neden genel başkan olduğu dönemde kendi siyasi iradesini ortaya koymak yerine sürekli İmamoğlu’nun etrafında şekillenen bir siyaset yürütüyor?
Özgür Özel genel başkan olduğundan beri neredeyse her hafta Silivri’ye gidiyordu, Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret ediyor. Ziyaretten çıktıktan sonra da agresif, sert ve gerilim yüklü bir basın açıklaması yapıyor. Bu artık herkesin malumu hâline geldi.
Peki, insan sormaz mı?
Bir partinin genel başkanı neden her hafta Silivri’ye gider?Neden her ziyaretin ardından aynı sertlikte açıklamalar yapar?Neden CHP Genel Merkezi’nden değil de sanki Silivri’den gelen bir siyaset hattıyla hareket eder?
Özgür Özel genel başkan olduğu dönemde ve şu anda talimatları Silivri’den alıyor görüntüsü veriyorsa, ne olursa olsun İmamoğlu’nun sözünden çıkmıyorsa, bu başlı başına bir şüphe konusu değil midir?
Neden diye sormaz mıyız?
103 yıllık, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ni Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceğine kurban etmek ne uğruna acaba? CHP gibi köklü bir parti, bir kişinin siyasi hesabının, kişisel hırsının ve kendi kurtuluş planının aracı hâline getirilebilir mi?
Özgür Özel, kendisine 13 yıl genel başkanlık yapan, milletvekili olmasının önünü açan Kemal Kılıçdaroğlu’nu bırakıp neden Ekrem İmamoğlu’nun peşinden gidiyor? Bu siyasi tercih ne uğruna yapılıyor? Bu kadar bağlılık, bu kadar teslimiyet, bu kadar sorgusuz destek normal midir?
Mahkeme karar vermiş. Mutlak butlan çıkmış. Görev yeniden Kemal Kılıçdaroğlu’na verilmiş. Böyle bir durumda Özgür Özel’in yapması gereken şey belli değil mi?
Parti içinde mücadele etmek.Olağan kongreye gidilmesini istemek.Aday olmak.Delegeden yeniden yetki almak.Seçilirse görevine devam etmek.
Demokratik yol budur.
Ama görünen o ki Özgür Özel bu yolu tercih etmek yerine farklı bir mücadele içine girmek istiyor. Acaba şöyle mi düşünüyorlar?
Ekrem İmamoğlu içeride. Kemal Kılıçdaroğlu da bütün delegasyonu değiştirir. İmamoğlu da yok. Değişen delegasyonu etkileme şansımız kalmaz. Seçimi kazanma ihtimalimiz olmaz. O zaman biz başka bir yol deneyelim.
Nasıl bir yol?
Önce kendimizi partiden ihraç ettirmek için her türlü gerilimi üretelim. Her türlü çirkefliği yapalım. Kemal Kılıçdaroğlu’na “Allah belanı versin” diyelim. Genel merkezi harabeye çevirelim. Seçmeni birbirine karşı kışkırtalım. Parti içinde kavga, öfke ve kaos üretelim. Bizi ihraç etsinler.
Baktılar ki hemen ihraç edilmiyorlar, o zaman başka yollar denensin. Anıtkabir’e gidilsin. 5816 sayılı kanuna muhalefet edilsin. Atatürk’e saygısızlık yapılsın. Belki buradan bir fezleke hazırlanır. Her türlü yol denensin.
Neden?
Çünkü amaç belli: Kemal Kılıçdaroğlu bizi ihraç etsin, biz de çıkıp kendimize yeni bir hikâye yazalım. Halkın karşısına geçip diyelim ki:
“Biz CHP’den gitmedik. Biz direndik. Ama Kılıçdaroğlu bizi ihraç etti. Şimdi gidiyoruz. Ama tekrar geleceğiz. Burası bizim baba ocağımız.”
İşte kurulmak istenen hikâye bu.
Peki, bütün bunlar ne için? Neden böyle davranıyorlar?
Tekrar en başa dönelim.
Özgür Özel’in her hafta İmamoğlu’nu ziyaret etmesi ve ziyaret çıkışında yaptığı basın açıklamalarındaki ruh hâli dikkatle okunmalıdır. Silivri çıkışında ortaya çıkan tabloya bakınca insan şunu düşünmeden edemiyor: Acaba İmamoğlu içeride Özgür Özel’e fırçayı mı çekiyor? Dışarıda ne yapması gerektiğini mi söylüyor? Özgür Özel de dışarı çıkıp aynen onu mu yapıyor?
Bugüne kadar görüntü hep bunu düşündürdü. İmamoğlu aynı talimatlara devam ediyor, Özgür Özel de aynı şekilde hareket ediyor. İmamoğlu ne diyorsa Özgür Özel onu yapıyor.
Peki, Özgür Özel neden yapıyor?
Burada asıl soru budur.
İmamoğlu, Özgür Özel’e “Benim dediğimi yapmazsan sen de yanıma gelirsin. Ben burada ne kadar kalırsam sen benden daha fazla kalırsın. Her şeyi itiraf ederim. Gerekirse ben de itirafçı olurum. Ben yandıysam sen de yanarsın.” demiş midir?
Bu soru sorulmayacak mı?
Bir genel başkan, başka bir siyasetçinin gölgesinde bu kadar kalıyorsa, orada siyasi sadakatten daha fazlası sorgulanır. Bir genel başkan, partisinin kurumsal aklı yerine Silivri’den gelen hatta göre hareket ediyorsa, orada sadece dostluk değil, başka hesaplar da aranır.
Özgür Özel’in yapması gereken şey CHP’yi savunmaktır. Ama görünen o ki Özel, CHP’yi değil İmamoğlu’nu savunmayı tercih ediyor.
Kılıçdaroğlu’na karşı tavrına bakıyorsunuz, sert.
Parti içindeki gerilime bakıyorsunuz, kışkırtıcı.
Silivri ziyaretlerinden sonraki açıklamalarına bakıyorsunuz, agresif.
İmamoğlu söz konusu olduğunda ise mutlak bir bağlılık var.
Bu bağlılık normal midir?
CHP, Ekrem İmamoğlu’nun kişisel siyasi geleceği için feda edilecek bir parti değildir. CHP, Silivri’den yönetilecek bir parti değildir. CHP, bir kişinin içeride ya da dışarıda olmasına göre yön değiştirilecek bir parti değildir.
Özgür Özel gerçekten CHP Genel Başkanı gibi davransaydı, önce kendi iradesini ortaya koymalıydı. Silivri çıkışlarında öfke saçmak yerine, CHP’nin kurumsal çizgisini savunmalıydı. Kılıçdaroğlu ile kavga ederek, seçmeni kışkırtarak, genel merkezi gerilim alanına çevirerek siyaset yapılmaz.
Eğer parti kuracaklarsa da açıkça söylesinler. CHP’nin içinde kalıp CHP’yi yıpratmasınlar. Kendilerini ihraç ettirip mağduriyet hikâyesi yazmaya çalışmasınlar. “Bizi baba ocağından kovdular” diyerek seçmenin karşısına çıkma hesabı yapmasınlar.
Çünkü bu millet artık bu oyunları görüyor.
Bugün mesele şudur:Özgür Özel gerçekten CHP içinde mücadele mi edecek, yoksa İmamoğlu ile birlikte yeni bir siyasi hikâye mi yazmaya çalışacak?
CHP’yi Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı bir kavganın, İmamoğlu’na bağlı bir sadakatin ve yeni parti hesabının aracı hâline getirmek isteyenler varsa, bunu açık açık ortaya koymalıdır.
Özgür Özel parti kurar mı?
Bugünkü gidişata bakılırsa, amaç sanki partiden ayrılmak değil; partiden kovulmuş gibi görünerek ayrılmak. Çünkü ayrılırlarsa hesap vermek zorunda kalırlar. Ama ihraç edilirlerse mağduriyet hikâyesi yazacaklarını düşünüyorlar.
Fakat unuttukları bir şey var.
CHP seçmeni sadece mağduriyet hikâyesine bakmaz. CHP seçmeni kimin partiyi koruduğuna, kimin partiyi kişisel hesaplara kurban ettiğine de bakar. Eğer Özgür Özel ve çevresi gerçekten yeni bir yol arıyorsa, bunu açıkça söylemelidir. CHP’nin içinde kalıp CHP’yi yıpratarak, sonra da “bizi gönderdiler” diyerek siyaset yapmak samimi değildir.
Bugün mesele sadece Özgür Özel meselesi değildir. Mesele CHP’nin kimin iradesiyle yönetileceği meselesidir.
CHP, Silivri’den mi yönetilecek?
CHP, bir kişinin siyasi kaderine mi bağlanacak?
CHP, Atatürk’ün partisi olarak mı kalacak, yoksa kişisel hesapların kurbanı mı olacak?
Bu soruların cevabı, CHP’nin geleceğini de Özgür Özel’in siyasi kaderini de belirleyecektir.
Giriş yap — bu yazıyı beğenmek için
Yorumlar 0
Giriş yap — yorum yapmak için