Recep Garip

"Kırılır da bir gün tüm dişlilerDöner şanlı şanlı çarkımız bizim.

Gökten bir el yaşlı gözleri siler

Şenlenir evimiz barkımız bizim."

Necip Fazıl Kısakürek

Kayıp nedir? Giden, tükenen, elden çıkan, bir daha bulunamayan mıdır? Yoksa varlığı devam ettiği hâlde bizim ulaşamadığımız şey midir? İnsan ömrü boyunca sayısız kaybın içinden geçer. Kimi zaman bir eşya kaybolur, kimi zaman bir dost, kimi zaman da insan kendi içindeki bir parçayı kaybeder. En acısı da farkına varmadan kaybettikleridir.

Oysa giden aslında geldiği yere gider. İnsan da böyledir. Eşya da böyledir. Hatıralar da böyledir. Biz kayıp deriz, zaman emanetini asıl sahibine teslim eder. Bu yüzden Kur’an’ın hatırlattığı hakikat daima önümüzde durur: “Ve ileynâ türceûn.” Dönüş O'nadır.

İnsan en çok çocukluğunda kaybettiklerini hatırlar. Bir misket, bir fırıldak, harçlıklardan artırılmış birkaç madeni para, mahallenin tozlu sokaklarında yaşanmış küçük zaferler ve küçük hüzünler...

Image

Kazanılanlar da kaybedilenler de hafızanın derinliklerinde yaşamaya devam eder. Dedelerden dinlenen kıssalar, ninelerin anlattığı masallar, ilk ezberlenen şiirler, ilk sevinçler ve ilk hayal kırıklıkları yıllar geçse de insanın içinden bütünüyle silinmez.

Unuttuğumuzu zannettiğimiz nice şey aslında hafızamızın kuytularında beklemektedir. Bir koku, bir ses, eski bir fotoğraf yahut yıllardır görmediğimiz bir yüz onları yeniden gün yüzüne çıkarıverir. Bir anda yıllar ortadan kalkar. Geçmiş, aynasını bugüne çevirir ve insan kendisini eski zamanların içinde bulur.

İlkokul sıralarında yan yana oturduğumuz arkadaşlarımızın kaçını hatırlıyoruz? Gençlik yıllarında uğruna heyecan duyduğumuz kaç hayal bugün zihnimizde canlılığını koruyor? Üniversite koridorlarında yaşadığımız kaç olay bütün ayrıntılarıyla aklımızda duruyor? Büyük kısmı unutulmuş görünse de hiçbirisi bütünüyle kaybolmuş değildir. İnsan ruhu, yaşadıklarının sandığından çok daha fazlasını içinde taşır.

Bazı hatıralar ise zamanın aşındıramadığı taş kitabeler gibidir. Acısı derin olanlar, özlemi büyük olanlar ve bedeli ağır ödenenler kolay unutulmaz. Seksen öncesinin çalkantılı yıllarında sokaklarda ve üniversitelerde şahadete uğurlanan dostlar unutulmaz. Çekilen çileler, yaşanan sorgular, mahkûmiyetler, sürgünler ve acılar unutulmaz. Çünkü bazı hatıralar yalnız geçmişe ait değildir; insanın karakterine ve şahsiyetine dönüşür.

Image

Belki de bu yüzden herkes içindeki dünya kadardır. İnsan, taşıdığı kadar insandır. Gönlünün genişliği kadar yaşar. Hafızasının derinliği kadar kök salar hayata.

Yaşadıklarımız arasında bir de kayıp gibi görünen ama aslında hiç kaybolmayan şeyler vardır. Aşk gibi, hasret gibi, özlem gibi... İnsan bazen yıllarca görmediği bir dostunu düşünür ve onun hâlâ kalbinde yaşadığını fark eder. Bazen bir tren düdüğü yıllar öncesinin Haydarpaşa'sını getirir gözlerinin önüne. Bekleyişler, kavuşmalar ve ayrılıklar zamana teslim olmaz. Çünkü bazı şeylerin adresi hafıza değil, kalptir.

Kayıpların tarihi aynı zamanda insanlığın tarihidir. Kayıp şehirler, kayıp medeniyetler, kayıp diller, kayıp kültürler vardır. Nice eserler, nice sanat hazineleri, nice düşünceler ve nice kıymetli insanlar zamanın içinde silinip gitmiştir. İçinde yaşadığımız çağın en büyük kaybı ise insanın kendisini kaybetmesidir. Teknolojinin ilerlediği, imkânların arttığı bir dönemde insanın kendi özünden uzaklaşması, belki de bütün kayıpların en büyüğüdür.

Kayıplar bahçesinde dolaşırken fark ediyor insan; aradığımız şeylerin çoğu dışarıda değildir. Kaybettiğimizi sandığımız bazı dostlar hatıralarımızda yaşamaktadır, bazı şehirler kitapların sayfalarında hâlâ ayaktadır, bazı sesler kulaklarımızda yankılanmayı sürdürmektedir. Fakat insanın kaybettiği bazı şeyler vardır ki onları ne arşivlerde bulmak mümkündür ne de müzelerde. Vicdan gibi, hayret duygusu gibi, utanma hissi gibi, bir mazlumun acısını kendi acısı bilme hassasiyeti gibi...

Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu eşya eksikliği değil, mana eksikliğidir. Evler büyüdü, şehirler genişledi, yollar çoğaldı; fakat gönüllerin daraldığından şikâyet ediyoruz. Bilgi arttı fakat hikmet aynı ölçüde çoğalmadı. İnsan göklerin derinliklerini araştırdı, denizlerin dibine indi; fakat kendi kalbinin derinliklerine inmeyi çoğu zaman ihmal etti. Oysa insanın gerçek yolculuğu dışarıya değil, içeriye doğrudur. Kendini tanımayanın eşyayı tanıması da eksik kalır. Kalbini ihmal edenin dünyayı imar etmesi, ruhunu ihmal edenin medeniyet kurması mümkün değildir. Çünkü bütün büyük medeniyetler önce insanın iç dünyasında başlamış, sonra şehirlere ve zamanlara yayılmıştır.

Din ve dil, bir milletin hafızasını taşıyan iki büyük emanettir. Biri ruhu, diğeri sesi korur. Ruhunu kaybeden milletler yönünü kaybeder; dilini kaybeden milletler hafızasını. Bu sebeple köklerle bağ kurmak yalnız geçmişe özlem duymak değil, geleceği inşa etmektir. Ömrümüzde kaybolan yalnız eşyalar değildir. Bilgiler kaybolur, belgeler kaybolur, şehirler kaybolur. En acısı da bilgelerin kaybolmasıdır. Çünkü bir bilgenin vefatı yalnız ailesinin veya dostlarının kaybı değildir; insanlığın ortak hafızasında açılan bir boşluktur. Şairler, mütefekkirler ve sanatkârlar da böyledir. Onlar yaşadıkları çağın vicdanını ve hafızasını taşırlar.

Sezai Karakoç böyle isimlerden biriydi. Bir ömür boyunca yalnız şiir yazmadı; bir diriliş fikri inşa etti. Geçmiş ile gelecek arasında köprü kurmaya çalıştı.

Image

Medeniyetin hafızasını diri tutmak için mücadele verdi. Ardında bıraktığı eserler, kaybolmayan izler olarak yaşamaya devam ediyor.

Tarih boyunca insanlığın ürettiği bütün değerler ortak bir mirastır. Bir kütüphane yakıldığında, bir eser yok edildiğinde, bir medeniyet izi silindiğinde yalnız bir millet değil, bütün insanlık fakirleşir. İnsan bazen affeder; fakat tarih unutmaz. Çünkü tarih, kayıpların en büyük şahididir. Bugün dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Gerçekte neyi kaybettik? Belki de kaybettiğimiz şey eşyalardan, şehirlerden ve hatıralardan daha büyüktür. Belki de kaybettiğimiz: bakmayı bildiğimiz göz, duymayı bildiğimiz kulak ve hissetmeyi bildiğimiz kalptir.

Öyleyse yeniden dönelim. Yeniden okuyalım. Yeniden hatırlayalım. Yeniden sahip çıkalım. Çünkü değerlerini koruyabilenler geleceği kurabilir. Köklerini kaybetmeyenler ayakta kalabilir. Ve unutmayalım ki, bazı kayıplar bulunmaz, fakat bazı değerler hatırlandığı anda yeniden kazanılır.

Hicri 1448. yılımız mübarek olsun.

 www.recepgarip.com

#Köşe Yazısı

Köşe Yazarı

Recep Garip

Yorumlar 0

Giriş yap — yorum yapmak için