
Son günlerde Azerbaycan’dan gelen görüntüler ve haberler, vicdan sahibi herkesin üzerinde düşünmesi gereken bir tartışmayı beraberinde getirdi.
Başörtülü öğrencilerin okula alınmadığı, bazı öğretmenlerden başörtülerini çıkarmalarının istendiği yönündeki haberler, Azerbaycan kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı. Azerbaycan yönetimi ise düzenlemeyi başörtüsünü doğrudan hedef alan bir yasak olarak değil, devlet okullarındaki kıyafet kurallarının ve laik eğitim anlayışının uygulanması olarak savunuyor.
Fakat burada sorulması gereken soru çok daha basit:
Bir öğrencinin eğitim hakkı, başındaki örtüden daha mı değersizdir?
Devletin laik olması başka şeydir, vatandaşın dinî tercihine müdahale edilmesi başka.
Devlet okullarında belirli kıyafet kuralları elbette olabilir. Düzen ve disiplin herkes için geçerli olabilir. Ancak bir kız çocuğunun başındaki örtü, eğitim almasının önüne geçiyorsa burada artık yalnızca bir kıyafet yönetmeliğini değil, temel hak ve özgürlükler meselesini konuşmamız gerekir.
Türkiye bu tartışmayı yabancı bir tartışma olarak görmemelidir.
Çünkü biz Azerbaycan’a yalnızca komşu bir ülke olarak bakmıyoruz.
Yıllardır “İki devlet, tek millet” diyoruz.
Peki iki devlet, tek milletsek…
Kardeşimizin hakkı söz konusu olduğunda neden iki ayrı sessizlik ortaya çıkıyor?
Bu soru Azerbaycan düşmanlığı değildir.
Tam tersine, kardeşlik iddiasının doğal sonucudur.
Kardeşlik yalnızca savaş zamanında bayraklarımızı yan yana getirmek, zaferlerde birbirimizi alkışlamak veya diplomatik toplantılarda güzel cümleler kurmak değildir.
Kardeşlik, gerektiğinde birbirimize “Burada bir sorun var, bunu yeniden düşünmeliyiz.” diyebilmektir.
Türkiye geçmişte başörtüsü meselesinin ne kadar ağır toplumsal sonuçlar doğurabileceğini bizzat yaşadı.
Başörtülü kadınların eğitimden ve kamusal hayattan dışlandığı dönemlerin Türkiye’de nasıl yaralar bıraktığını bugün çok daha iyi biliyoruz.
Tam da bu nedenle Türkiye’nin Azerbaycan’daki gelişmelere kayıtsız kalmaması gerektiğini düşünüyorum.
Burada Türkiye’nin yapması gereken, Azerbaycan’ı karşısına almak değil.
Dostça uyarmak.
Diplomasinin diliyle, kardeşliğin gerektirdiği hassasiyetle ve insan haklarının evrensel ilkeleri üzerinden konuşmak.
Çünkü insan hakları yalnızca bize uygun olduğunda savunulacak değerler değildir.
Bir yerde başörtüsü nedeniyle bir çocuğun eğitim hakkı engelleniyorsa, bunu kim yaparsa yapsın sorgulamak gerekir.
Türkiye bunu başka ülkeler için söylediğinde “içişlerine müdahale” eleştirisiyle karşılaşabilir.
Azerbaycan da Türkiye’nin açıklamalarına benzer bir hassasiyetle yaklaşabilir.
Ancak diplomatik hassasiyet ile vicdani sorumluluk arasında bir denge kurulabilir.
Türkiye’nin Azerbaycan’a söylemesi gereken şey bence gayet açık:
“Biz sizin içişlerinize karışmak istemiyoruz. Fakat kardeş ülke olarak vatandaşlarınızın temel hakları konusunda endişemizi dile getirmekten de kaçınmayız.”
Çünkü gerçek kardeşlik, sadece iyi günlerde birbirinin yanında durmak değildir.
Gerçek kardeşlik, gerektiğinde kardeşinin yanlış gördüğün uygulamasını da söyleyebilmektir.
Ve belki de bugün “İki devlet, tek millet” sözünün en ciddi sınavlarından biri tam olarak budur.
Sloganlarımız aynıysa, hassasiyetlerimiz neden ayrı olsun?
Bayraklarımız yan yana dalgalanırken, bir kız çocuğunun eğitim hakkı başındaki örtüye takılıyorsa burada durup düşünmek zorundayız.
Azerbaycan bizim kardeşimizdir.
Kardeşimizin iyiliğini istemek ise düşmanlık değil, kardeşliğin en ağır sorumluluğudur.
İki devlet, tek millet diyorsak; tek milletin çocuklarının hakları konusunda da aynı hassasiyeti göstermek zorundayız.
Giriş yap — bu yazıyı beğenmek için
Yorumlar 0
Giriş yap — yorum yapmak için