Hamza Tatar


Son günlerde gündemimizi fazlasıyla meşgul eden fon soruşturması, artık yalnızca finans dünyasının değil, Türkiye’nin hukuk ve denetim mekanizmalarının da önemli bir sınavı hâline gelmiş durumda.

Ortada ciddi iddialar var.

Sermaye piyasalarında yaşanan hareketlilik, bazı fonlara ilişkin tasfiye kararları ve devam eden adli süreç, kamuoyunun doğal olarak birçok soru sormasına neden oluyor.

Fakat tam da burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:

Soruşturma başka, hüküm başkadır.

Henüz yargı süreci tamamlanmadan insanlar hakkında kesin hükümler vermek, hem hukukun temel ilkelerine hem de adalet duygusuna zarar verir. Yapılması gereken; iddiaların bütün yönleriyle araştırılması ve varsa hukuka aykırı işlemlerin ortaya çıkarılmasıdır.

Nitekim devlet kurumlarının attığı adımlar da meselenin görmezden gelinmediğini gösteriyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre, soruşturma kapsamında yalnızca mevcut fonlar ve şüpheliler değil; spekülatif veya manipülatif işlemlere konu olduğu değerlendirilen 26 hisse senedindeki hareketler de inceleniyor. Ayrıca, suçtan elde edildiği tespit edilen mal varlıklarının hukuki süreç sonunda TMSF bünyesinde oluşturulacak fona aktarılmasına yönelik çalışmalar yürütülüyor.

İşte devlet olmanın gereği tam da burada ortaya çıkıyor.

Vatandaşın birikimine göz diken varsa, bunun hesabı sorulmalıdır.

Piyasayı manipüle eden varsa, hukuk önünde hesap vermelidir.

Denetim görevini yerine getirmeyen varsa, onun sorumluluğu da ayrıca değerlendirilmelidir.

Ancak bütün bunlar yapılırken, “soruşturma var” ile “suç kesinleşti” arasındaki fark da korunmalıdır.

Türkiye’nin ekonomik geleceği açısından asıl mesele, yalnızca bugün yaşananların aydınlatılması değildir.

Asıl mesele, yarının daha güvenli hâle getirilmesidir.

Çünkü sermaye piyasalarının en önemli unsurlarından biri güvendir. Vatandaş, parasını yatırırken yalnızca kazanç beklentisiyle hareket etmez; aynı zamanda sistemin denetlendiğine ve devletin gerektiğinde müdahale edeceğine inanır.

Bu nedenle, bugün yürütülen soruşturmanın en önemli sonuçlarından biri de denetim mekanizmalarının daha güçlü hâle getirilmesi olmalıdır.

Burada iktidarın sorumluluğu açıktır: Soruşturmanın sonuna kadar gidilmesi, mağduriyetlerin mümkün olduğunca giderilmesi ve sistemde varsa boşlukların kapatılması.

Muhalefetin sorumluluğu ise meseleyi siyasi polemiklerin ötesine taşıyıp somut öneriler ortaya koymaktır.

Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir siyasi kavga değil; güveni yeniden ve daha güçlü biçimde tesis edecek düzenlemeleri hayata geçirmektir.

Bugün bazı çevrelerin meseleyi yalnızca siyasi bir tartışmaya dönüştürme çabası olabilir. Fakat devletin görevi, tartışmaların gürültüsüne kapılmak değil; işin özüne bakmaktır.

Kim ne yaptı?

Para nereye gitti?

Hangi mekanizma çalışmadı?

Kimlerin sorumluluğu var?

Ve en önemlisi:

Bir daha aynı tablonun ortaya çıkmaması için ne yapılacak?

İşte vatandaşın cevabını beklediği sorular bunlardır.

Devletin kararlılığı da burada ölçülecektir.

Çünkü güçlü devlet, sorunları halının altına süpüren değil; onların üzerine kararlılıkla giden devlettir.

Fon soruşturması da bu açıdan yalnızca geçmişte ne olduğunu ortaya çıkarmanın değil, Türkiye’nin finansal sistemini geleceğe daha güvenli taşımak için bir fırsatın adı olabilir.

Ve unutmayalım:

Devlete güven, yalnızca devletin güçlü olmasıyla değil; gerektiğinde yanlışın üzerine kararlılıkla gidebildiğinin görülmesiyle de oluşur.

Bu dosyada ihtiyaç duyulan şey ne siyasi linçtir ne de siyasi polemik.

İhtiyaç duyulan şey hakikattir.

Hakikat ortaya çıktığında hukuk gerekeni yapar.

Hukuk gerekeni yaptığında ise geriye daha güçlü bir devlet ve daha güvenli bir piyasa bırakmak mümkün olur.

#Köşe Yazısı

Köşe Yazarı

Hamza Tatar

Yorumlar 0

Giriş yap — yorum yapmak için