Hamza Tatar

Erdoğan’ın 2019’da Attığı Adım, Akdeniz’de Bugünün Gerçeğine Dönüştü

Bazı siyasi kararların gerçek değerini anlamak için bugüne değil, geleceğe bakmak gerekir.

Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat da işte böyle bir karardı.

O gün bu anlaşmayı eleştirenler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki tezlerinin karşılığının olmayacağını savunanlar, Ankara’nın attığı adımın Türkiye’yi yalnızlaştıracağını iddia edenler oldu.

Aradan yıllar geçti.

Ve bugün Libya Temsilciler Meclisi, 2019’da imzalanan mutabakatı oy birliğiyle onayladı. Üstelik 2020 yılında anlaşmanın onaylanmasını reddeden karar da yine oy birliğiyle kaldırıldı.

Bu gelişmeyi yalnızca bir parlamento kararı olarak görmek büyük resmi kaçırmak olur.

Çünkü burada Türkiye’nin uzun vadeli dış politika vizyonunun önemli bir sonucu ortaya çıkıyor.

Ve bu noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politikanın önemli bir boyutunu görmek gerekiyor.

Türkiye masadan kalkmadı

Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi denklem dışında bırakmak isteyen çeşitli siyasi ve ekonomik girişimler yaşandı.

Türkiye ise geri adım atmak yerine kendi tezini ortaya koydu.

2019’da Libya ile imzalanan mutabakat bunun en önemli adımlarından biriydi.

Bugün bu anlaşmanın Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanması, Ankara’nın Libya ile ilişkilerini yalnızca tek bir siyasi aktör üzerinden kurmadığını göstermesi bakımından ayrıca dikkat çekicidir.

Türkiye, Libya’nın farklı kesimleriyle diplomatik temaslarını sürdürdü.

Bugün gelinen noktada bu yaklaşımın karşılığını görmek mümkün.

İşte stratejik devlet aklı tam olarak budur.

Bir ülkenin dış politikası yalnızca bugünün manşetlerine göre değil, gelecek yılların hesabı yapılarak yürütülür.

Mesele yalnızca deniz sınırı değil

Bu anlaşmayı sadece harita üzerindeki bir çizgi olarak değerlendirmek büyük bir eksiklik olur.

Mesele enerji.

Mesele deniz ticareti.

Mesele güvenlik.

Mesele ekonomik işbirliği.

Mesele Türkiye’nin Akdeniz’deki siyasi ağırlığı.

Mesele, Türkiye’nin kendi kıyılarının karşısında oluşturulmaya çalışılan denklemlerde söz sahibi olabilmesi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı da mutabakatın iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini gözettiğini ve işbirliğinin daha da derinleşmesine katkı sağladığını belirtiyor.

Yani önümüzde yalnızca bir deniz yetki alanı meselesi yok.

Önümüzde çok daha geniş bir Türkiye-Libya ortaklığı ihtimali bulunuyor.

Akdeniz’in enerjisi Türkiye-Libya işbirliğini daha da önemli hale getiriyor

Libya’nın sahip olduğu enerji kaynakları ve Türkiye’nin enerji, denizcilik, inşaat, ulaştırma ve savunma sanayisindeki kapasitesi düşünüldüğünde, iki ülke arasında geliştirilebilecek ekonomik işbirliğinin boyutu oldukça geniş.

Nitekim Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın Libya’daki enerji faaliyetleri de bu ilişkinin yalnızca diplomatik bir ortaklık olmadığını gösteriyor.

Burada Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat var:

Akdeniz’deki siyasi kazanımı ekonomik işbirliğine dönüştürmek.

Türk şirketlerinin Libya’nın yeniden imarında daha fazla rol alması, enerji yatırımlarının geliştirilmesi, denizcilik ve lojistik bağlantılarının güçlendirilmesi ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması, bu stratejik ilişkinin ekonomik ayağını oluşturabilir.

Libya açısından da Türkiye yalnızca bir siyasi ortak değil; yeniden imar, altyapı ve enerji alanlarında önemli bir ekonomik partner olabilir.

Erdoğan’ın dış politika anlayışının önemli bir sonucu

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politika yaklaşımının en çok tartışılan yönlerinden biri, Türkiye’nin kendi çıkarlarını daha aktif biçimde savunmasıdır.

Bu yaklaşımı destekleyenler de eleştirenler de olabilir.

Ancak bugün ortaya çıkan tabloyu görmezden gelmek mümkün değil:

2019’da Ankara’nın attığı adım, 2026’da Libya’nın doğusundaki parlamentonun onayından geçti.

Bu, Türk dış politikasının uzun vadeli sonuçlarını değerlendirmek açısından önemli bir gelişmedir.

Üstelik Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Salihin Abdunnebi, mutabakatın Libya’nın egemenlik hakları ve kendi çıkarlarını gözetme hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve anlaşmanın diğer ülkelerin çıkarlarına zarar vermediğini ifade etti.

Dolayısıyla Ankara’nın önünde şimdi yeni bir görev var.

Kazanılan diplomatik zemini kalıcı ekonomik ortaklığa dönüştürmek.

Çünkü Türkiye’nin Akdeniz’deki hedefi yalnızca “haklarımızı koruduk” demek olmamalı.

Daha ileriye bakmalıyız.

Türkiye-Libya ticareti büyümeli.

Enerji işbirliği güçlenmeli.

Türk müteahhitleri Libya’nın yeniden imarında daha fazla rol almalı.

Lojistik ve denizcilik bağlantıları geliştirilmeli.

Ve iki ülke arasında uzun vadeli bir ekonomik ortaklık kurulmalı.

Akdeniz’de artık Türkiye’nin olmadığı bir denklem kurulamaz

Bugün gelinen noktada asıl dikkat çekici olan budur.

Türkiye, Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri yalnızca izleyen bir ülke olmaktan çıkıp kendi tezlerini masaya koyan ve bu tezlerin arkasında duran bir aktör haline gelmiştir.

Libya ile yapılan anlaşma da bunun en somut örneklerinden biridir.

Elbette Akdeniz’deki bütün sorunlar bir anlaşmayla çözülmüş değildir.

Bundan sonra diplomasiye, hukuka ve ekonomik işbirliğine daha fazla ihtiyaç vardır.

Fakat bir gerçek de ortadadır:

Türkiye artık Akdeniz’de kendisine biçilen rolü kabul eden değil, kendi rolünü belirlemeye çalışan bir ülkedir.

Ve bugün Libya’dan gelen onay, yıllar önce atılan stratejik bir adımın zaman içinde nasıl farklı sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

Türkiye’nin önünde şimdi çok daha büyük bir fırsat var.

Denizde kazanılan diplomatik alanı, masada ekonomik güce; ekonomik gücü de bölgede kalıcı işbirliğine dönüştürmek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019’da attığı adım bugün yeni bir aşamaya ulaşmış durumda.

Şimdi mesele bu kazanımı geleceğe taşımaktır.

Çünkü Akdeniz yalnızca bir deniz değildir.

Akdeniz; enerji, ticaret, güvenlik ve siyasetin kesiştiği bir güç alanıdır.

Türkiye de artık bu güç alanının dışında bırakılabilecek bir ülke değildir.

Ankara masadaysa, Akdeniz’in denklemi vardır.

Ankara yoksa, denklem eksiktir.

#Köşe Yazısı

Köşe Yazarı

Hamza Tatar

Yorumlar 0

Giriş yap — yorum yapmak için