
CHP’de sular bir türlü durulmuyor. Her gün, her saat, her dakika taraflardan yeni açıklamalar geliyor. Siyasi kriz artık yalnızca bir genel başkanlık tartışması olmaktan çıkmış durumda; mesele, partinin hafızasıyla, kurumsal yapısıyla ve geleceğiyle ilgili bir mücadeleye dönüşmüş halde.
Mahkeme kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan oldu. Özgür Özel ise önce “Burası baba ocağı, genel merkezden çıkmam” dedi, ardından kısa süre içinde genel merkezi terk etti. Ancak çıkışın görüntüsü, sıradan bir ayrılıktan çok daha fazlasını yansıtıyordu. Genel merkez adeta büyük bir siyasi fırtınanın ardından harabeye dönmüş gibiydi. Sanki bir düşman ordusu girmiş, geride kırılmış bir düzen bırakmıştı.
Daha da dikkat çekici olan ise CHP’de geçmişte genel başkanlık yapmış isimlerin fotoğraflarının bulunduğu duvardan Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafının indirilmesi oldu. Ardından meclise yürüyüş başladı. Söylemde mahkeme kararını tanımadığını ifade eden Özgür Özel’in, eylemde grup başkanlığına seçilmesi ise fiilen o kararı kabul ettiğini gösterdi. Çünkü siyaset bazen sözle değil, atılan adımlarla okunur.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Grup başkanlığınız hayırlı olsun” sözündeki ironi de tam burada devreye giriyor. Bu cümle aslında yalnızca bir tebrik değil; “Şimdilik oradasın” mesajıdır. Siyasette bazen en sert cümleler bağırılarak değil, gülümseyerek kurulur.
Bayram öncesi genel merkezin yeniden eski haline getirilmesi için çalışmalar başlatıldı. Kılıçdaroğlu’nun bayramda genel merkezde olacağını, partililer ve vatandaşlarla bayramlaşacağını açıklaması ise “Ben buradayım ve gitmiyorum” mesajıdır. Fakat fotoğraf krizinde yapılan hamleler baştan sona tartışmalıdır. Aynı duvara önce Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafının indirilmesi, sonra yeniden asılması ve yanına Özgür Özel’in fotoğrafının konulması siyasi açıdan ciddi bir çelişkidir.
Çünkü o duvarın bir anlamı vardır. O fotoğraflar, CHP’ye genel başkanlık yapmış kişileri temsil eder. Mahkeme kararına göre Özgür Özel’in genel başkanlığı hukuken hiç oluşmamış kabul ediliyorsa, o fotoğrafın orada bulunması da ayrı bir tartışma doğurur. Bu durumda Kemal Kılıçdaroğlu’nun da fiilen Özgür Özel’in genel başkanlığını kabul ettiği yönünde yorumlar yapılacaktır. Siyasette semboller bazen sözlerden daha güçlüdür.
Ancak bütün bu yaşananların ötesinde daha büyük bir strateji dikkat çekiyor.
Özgür Özel ve ekibi, kendilerine yeni bir siyasi hikâye yazmanın peşinde olabilir. Görünen o ki amaç yalnızca parti içi muhalefet yapmak değil; kendilerini ihraç ettirerek yeni kurulacak bir siyasi hareketin mağduriyet zeminini oluşturmak. Çünkü Türk siyasetinde mağduriyet hikâyesi, bazen ideolojiden daha güçlü bir propaganda aracına dönüşebilir.
Muhtemelen ileride şu cümleleri kuracaklar:“Biz baba ocağında kalmak için direndik. Gitmek istemedik. Ama bizi partiden attılar. Mecbur kaldık ve yeni parti kurduk.”
İşte bugün verilen sert mesajların, meydan okumaların ve restleşmelerin arkasında biraz da bu siyasi senaryo yatıyor olabilir.
Tam da bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir yol izleyeceği büyük önem taşıyor. Çünkü yalnızca genel merkeze dönmek yetmez. Eğer gerçekten CHP’de bir “arınma” süreci başlayacaksa bunun söylemde değil, eylemde görülmesi gerekir.
Adı şaibeye, yolsuzluk iddialarına ve kamuoyunda tartışılan ilişkilere karışan milletvekilleri hakkında CHP’nin açık bir tavır ortaya koyması gerekir. Hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nun çıkıp, “Dokunulmazlıklarınızın kaldırılması için CHP olarak meclise başvuracağız. Gidin mahkemede aklanın ve öyle geri gelin” demesi gerekir. Çünkü toplum artık laf değil, somut irade görmek istiyor.
Aynı durum belediye başkanları için de geçerlidir. Hakkında şaibe, dedikodu ve çeşitli iddialar bulunan belediye başkanlarıyla ilgili önce parti içi soruşturma başlatılmalı, gerekirse savcılığa suç duyurusunda bulunulmalıdır. Bu süreç yalnızca belediye başkanlarıyla sınırlı kalmamalı; teşkilatlar, delegeler ve parti içindeki tüm yapılar için işletilmelidir.
Haklarında ciddi iddialar bulunan isimlerin üyelikleri askıya alınmalı, suçlu bulunanların üyelikleri düşürülmeli, aklananlar ise yeniden partiye dönebilmelidir. Çünkü gerçek arınma ancak şeffaflıkla olur.
Eğer bunlar yapılırsa, Özgür Özel ve ekibinin elinden “Biz baba ocağında kalmak istedik ama bizi gönderdiler” söylemi de alınmış olur. O zaman ortaya çıkacak tablo bir mağduriyet hikâyesi değil, tamamen siyasi bir tercih olarak görülür.
Ve böyle bir durumda yeni bir parti kurmaya kalksalar bile toplumun geniş kesimlerinden destek bulmaları zorlaşır. Belki küçük bir seçmen grubunu yanlarına çekebilirler ama geniş halk desteği oluşturamazlar. Çünkü seçmen artık kavga değil, samimiyet görmek istiyor.
Hatırlayın, Kemal Sunal ile Şener Şen’in meşhur sahnesini…“Kov ağam beni…”“Kovmirem… kovmirem…”
Bugünkü tabloda da benzer bir durum ortaya çıkıyor. Özgür Özel tarafı kendisini ihraç ettirecek zemini oluşturmaya çalışırken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun her defasında siyasi soğukkanlılıkla “kovmirem” demesi gerekiyor. Çünkü ihraç kararı, karşı tarafın aradığı mağduriyet hikâyesini bir anda gerçeğe dönüştürebilir.
Bu yüzden Kılıçdaroğlu’nun önündeki en kritik mesele yalnızca partiyi toparlamak değil; aynı zamanda karşı tarafın kurmaya çalıştığı siyasi anlatıya malzeme vermemektir. Bazen siyasette en güçlü hamle, hiç hamle yapmamaktır.
Çünkü “Rüzgâr eken, fırtına biçer.”
Giriş yap — bu yazıyı beğenmek için
Yorumlar 0
Giriş yap — yorum yapmak için