Hamza Tatar


Bugün takvim yapraklarında sıradan bir gün değil.

Bugün, bir milletin kendi kaderini kendi ellerine aldığı günün 103. yıl dönümü.

29 Ekim 1923…

Bir devletin yalnızca yönetim biçimi değişmedi o gün.

Bir millet, geleceğine dair iradesini bütün dünyaya ilan etti.

Cumhuriyet, yoklukların, savaşların ve büyük kayıpların ardından ayağa kalkan bir milletin eseriydi.

Bu nedenle Cumhuriyet’i yalnızca geçmişin bir hatırası olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

Cumhuriyet, bize bırakılmış hazır bir miras değil; her neslin yeniden sahip çıkması gereken büyük bir sorumluluktur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının ortaya koyduğu mücadele, bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor:

Bir milletin en büyük gücü, kendi geleceğine sahip çıkma iradesidir.

103 yıl önce Türkiye’nin önünde kolay bir yol yoktu.

Ekonomik imkânlar sınırlıydı.

Ülke savaşlardan çıkmıştı.

Yaralar tazeydi.

Fakat milletin iradesi vardı.

İşte Cumhuriyet’in gerçek anlamı biraz da burada yatıyor.

İmkânsızlıkların karşısında vazgeçmemekte…

Yeniden ayağa kalkmakta…

Ve gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye bırakmakta.

Bugün 103 yıl sonra aynı soruyu kendimize sormalıyız:

Cumhuriyet bize ne bıraktı ve biz Cumhuriyet’e ne bırakacağız?

Bu sorunun cevabı yalnızca geçmişte aranmamalı.

Çünkü Cumhuriyet’i korumak, yalnızca geçmişte kazanılmış bir mücadeleyi anmak değildir.

Cumhuriyet’i yaşatmak; güçlü bir ekonomi kurmak, hukukun üstünlüğünü güçlendirmek, bilime ve eğitime yatırım yapmak, üretmek, teknoloji geliştirmek ve Türkiye’nin dünyadaki ağırlığını artırmak demektir.

Bugünün Türkiye’si, 1923’ün Türkiye’si değildir.

Ve zaten olmamalıdır.

Cumhuriyet’in 103. yılında hedefimiz, 103 yıl önceki şartlara dönmek değil; 103 yıllık birikimin üzerine yeni bir Türkiye inşa etmektir.

Dünyanın değiştiği bir çağda Türkiye’nin de değişmesi kaçınılmazdır.

Yapay zekâdan savunma sanayiine, enerjiden uzay teknolojilerine, üretimden diplomasiye kadar her alanda güçlü olmak artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Çünkü bağımsızlık yalnızca sınırlarını koruyabilmek değildir.

Enerjide bağımsız olabilmek…

Teknolojide başkasına muhtaç olmamak…

Kendi savunma sistemlerini geliştirebilmek…

Kendi ekonomisini büyütebilmek…

Ve uluslararası siyasette kendi kararlarını verebilmek de bağımsızlığın parçalarıdır.

Bugün Türkiye’nin önündeki mesele tam olarak budur:

Cumhuriyet’in kazandırdığı siyasi bağımsızlığı, ekonomik ve teknolojik güçle geleceğe taşımak.

Bunu yaparken geçmişimizle kavga etmek değil, geçmişimizden güç almak zorundayız.

Atatürk’ü yalnızca anma günlerinde hatırlamak da yetmez.

Onun “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefini bugünün dünyasında yeniden yorumlamak gerekir.

Bugün çağdaşlık yalnızca belirli bir yaşam tarzını temsil etmiyor.

Çağdaşlık; bilimde ilerlemek, teknolojide üretmek, eğitimde kaliteyi yükseltmek, ekonomide güçlü olmak ve kendi geleceğini belirleyebilmektir.

Cumhuriyet’in 103. yılı bize bir kez daha şunu gösteriyor:

Türkiye’nin hikâyesi tamamlanmış bir hikâye değildir.

Aksine, önümüzde yazılacak çok daha uzun bir tarih var.

Bizden önceki nesiller bu ülkeyi savaşlardan çıkarıp Cumhuriyet’i kurdu.

Bizim neslimizin görevi ise bu Cumhuriyet’i daha güçlü, daha müreffeh ve dünyada daha etkili bir Türkiye’ye dönüştürmektir.

Bugün farklı siyasi görüşlere sahip olabiliriz.

Farklı düşünceleri savunabiliriz.

İktidarı eleştirebilir, muhalefeti destekleyebilir veya tam tersini düşünebiliriz.

Bunlar demokrasinin doğal parçalarıdır.

Fakat bütün siyasi farklılıklarımızın üzerinde birleşmemiz gereken bir ortak payda vardır:

Türkiye Cumhuriyeti.

Çünkü siyasi iktidarlar değişir.

Partiler değişir.

Dünya değişir.

Fakat devlet ve milletin ortak geleceği kalır.

103 yıl önce kurulan Cumhuriyet’in en büyük güvencesi de budur.

Bu ülkenin geleceğini yalnızca siyasetçiler değil, milyonlarca vatandaşın ortak iradesi belirleyecektir.

Bugün Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu toprakların bağımsızlığı için mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.

Onların bize bıraktığı en büyük miras yalnızca bir devlet değildir.

Kendi kaderini tayin edebilen bir millet olma iradesidir.

103 yıl sonra görevimiz bellidir:

Bu iradeyi korumak.

Bu devleti daha da güçlendirmek.

Bu bayrağı daha yükseğe taşımak.

Ve gelecek nesillere, bizden devraldığımızdan daha güçlü bir Türkiye bırakmak.

Çünkü Cumhuriyet yalnızca 103 yıl önce kurulmadı.

Cumhuriyet, her yeni nesille yeniden kurulacak bir gelecek idealidir.

103. yıl dönümümüz kutlu olsun.

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.

Yaşasın Cumhuriyet.

#Köşe Yazısı

Köşe Yazarı

Hamza Tatar

Yorumlar 0

Giriş yap — yorum yapmak için